Neom şehri nedir? Suudi Arabistan'ın yapay zeka projesi ? Neom Şehriyle ne hedefleniyor? Neom Şehri Suudi Veliaht Prens Muhammed bin Selman'ın piramitlerini mi yansıtıyor ?

Dünyanın en büyük petrol ülkesi olan Suudi Arabistan, kuzeybatısındaki Neom’da ‘The Line’ projesi aracılığıyla çevreyi ve gezegeni korumaya yönelik atılımının tanıtımını gerçekleştirdi. Tanıtım, Neom Şirketi Yönetim Kurulu Başkanı Veliaht Prens Muhammed bin Selman aracılığıyla yapıldı.

Veliaht Prens Muhammed bin Selman, “The Line’deki yatırımın temelini Suudi Arabistan hükümeti, Kamu Yatırım Fonu (PIF) ve Neom projesinin yerel ve uluslararası yatırımcılarının 10 yıllık bir süre boyunca 500 milyar dolarlık desteği oluşturacaktır” açıklamasında bulundu. Projenin altyapısının maliyetini 100 ila 200 milyar dolar arasında olduğunu belirtti.

Veliaht Prens’e göre The Line projesinin ilanı, son üç yıllık hazırlık ve planlamanın bir özeti niteliğindeydi. Bu yılın ilk çeyreğinde başlayan ve şu an Neom’da devam eden yoğun geliştirme çalışmalarının önemli bir parçasını oluşturan projenin şehirdeki tüm sistemlerle teknik şekilde entegre olacağı kaydedildi.

Muhammed bin Selman açıklamasını devamında “Öeğin navigasyon, nüfus için benzersiz bir kullanıcı deneyimi sağlamak üzere sistemlerin geri kalanıyla bağlantılı olacak ve yapay zeka tekniklerine dayanacak” dedi. Muhammed bin Selman projenin, insanlık için bir medeniyet devrimi olacağına dikkat çekti. Çevre dostu kılan özellikleriyle doğa koruma alanında da devrim yapacaklarını vurguladı.

Veliaht Prens Muhammed bin Selman geçen pazar günü ‘gelecekte kentsel toplumların nasıl olabileceğine dair devrimci bir model ve doğa ile yaşamak için bir denge sağlayan bir plan olarak’ Neom’a bağlı ‘The Line’ şehri projesinin tanıtımını yaptı.

Muhammed bin Selman, tanıtımda şu açıklamalarda bulundu:

“Çağlar boyunca şehirlerde insanları dar alanlarda himaye etmek ve insanlığa öncelemek için sanayi devrimi, ardından makine, araba ve fabrika inşa edilmiştir. Bu tarz şehirler dünyanın en iyisi olduğunu iddia etmiş, içerisindeki insanlar ise yıllarını seyahat etmekle geçirmiştir. Bu süre 2050’de ikiye katlanacak. Artan karbon emisyonları ve yükselen deniz seviyeleri nedeniyle bir milyar insan yerinden olacaktır. Peki, gelişim yolunda niçin doğayı feda ediyoruz?

Niçin çevre kirliliği nedeniyle her yıl 7 milyon insan ölüyor? Niçin yılda bir milyon kişiyi trafik kazalarında kaybediyoruz? Bir insan hayatının işe gidip gelmekle heder oluşunu neden kabulleniyoruz? Şehir kavramını fütürist şehirlere taşımamız gerekiyor. Bugün ise Neom Başkanı olarak size The Line’ı sunuyorum: Neom topraklarında 170 kilometrekarelik bir alana yayılan, doğanın yüzde 95’ini koruyan milyonluk şehir. Araçlar, caddeler ve karbon emisyonu yok.”

11 Ocak’ta şehrin, dünyanın en büyük şehir ve başkentlerini alaşağı ettiği kalite ve uygulamanın şaşırtıcı yönlerine değinen projenin detayları yayınlandı. İşte mega projenin ayrıntıları:

Çevre Dostu

Son resmi veriler, The Line projesinin dünyanın en saf küresel şehri ve dünyadaki en çevre dostu şehir olacağı yönünde. Doğa ve Doğal Kaynakların Korunması için Uluslararası Birlik’in kara ve deniz koruma alanları tanımına göre The Line’ın da dahil olduğu Neom, yüzde 54 ile Yeni Kaledonya, yüzde 48 ile Butan ve yüzde 19 ile Avustralya gibi vahşi doğa ile ilgilenen, ve ayrıca yüzde 49 ile Fransa, yüzde 43 ile İngiltere ve yüzde 41 ile Avustralya’nın önde geldiği deniz doğasına ilişkin çalışan bölgelerin başında yer alıyor. Karada ve denizde yüzde 95 oranı ile en büyük kentsel doğa koruma alanı olacak.

Neom’un coğrafi konumunun sahil, kıyı çölü, dağlar ve yüksek vadiler olmak üzere 4 doğal bölgeyi birbirine bağlayan kapsamlı özelliklere sahip olduğu biliniyor.

Navigasyon Ayrıcalığı

The Line şehri, büyük şehir modellerinin planlarına benzemeyen küresel bir ayrıcalığa sahip olacak ve böylece Neom da geleneksel altyapının sınırlamalarından uzak, yenilikçi bir tasarım için ideal bir bölge haline gelecek. Öyle ki ‘günlük hayatın tüm ihtiyaçları aynı mesafede’ bulunacak.

The Line şehri, rekor zamanlamasıyla en yakın rakiplerinin planlarından farklı olacak. New York şu an 2050 yılında açık alanlara yürüyerek 10 dakikada ulaşılması için çalışıyor. Fransa’nın başkenti Paris ise (halkın ihtiyaçlarının çoğunu karşılayabilmesi için) 2030’a kadar mahalleler içerisindeki yürüyüş mesafesini 15 dakikaya düşürmeyi hedefliyor. Aynı şekilde Avustralya’nın güneyindeki Melbourne de 2050 yılına kadar mahalleler içerisindeki yürüyüş mesafesini 20 dakikaya indirmek için çalışıyor.

Sıfır Kalabalık

The Line, küresel düzeyde meydan okunması zor bir denklemde, son 10 yılda büyük şehirlerdeki nüfusun arttığı bir zamanda, kalabalığın olmadığı (sıfır kalabalık- sıfır sokak) bir şehir olacak. Mevcut en son istatistikler, dünyanın en kalabalık 10 şehrindeki araç sürücülerinin kalabalık nedeniyle yılda ortalama 168 saati boşa harcadığını gösteriyor.

The Line, Paris ve Çin’in başkenti Pekin gibi en yakın rakiplerinden yüzde 9, Londra’dan yüzde 14, New York’tan yüzde 30 ve Los Angeles’tan da yüzde 36 oranında uzak.

The Line üç kat olacak şekilde tasarlandı. İlk kat yalnızca yayalara özel, gizli bir alt yapı katmanı şeklinde inşa edilecek. İkinci kat hizmetlere özel olacak. Üçüncü kat da yeni nesil teknolojiler, yüksek hızlı ulaşım araçları ve yapay zeka destekli ulaşım araçlarıyla çalışan lojistik için omurga olarak değerlendirilecek.

Bilişsel Toplum

The Line şehri, Suudi Arabistan’ın kuzeybatısındaki Neom sahilinin 170 kilometrelik bölümünde, gürültü ve kirlilik olmayan, araç ve kalabalık bulunmayan bir ortamda, yapay zeka ile birbirine bağlı ve geliştirilmiş bilişsel toplumlar fikrini sunuyor. Harap olmuş altyapı, çevre kirliliği, kentsel ve nüfus yayılımı gibi insanlığın ilerlemesini engelleyen kentsel genişlemeye meydan okuyor.

11 Ocak’ta açıklanan verilere göre bilişsel ‘The Line’ toplumları çevreyle uyumlu, tamamen yenilenebilir enerji ile çalışan, kirlilik ve gürültüden uzak sağlıklı bir çevre yaratacak akıllı bir altyapıya dayanıyor.

The Line, insanlığa hizmet etmek üzere çeşitli alanlardan yetkinlikleri, bilimsel akılları ve becerileri kucaklamak için bilgi ekonomisi inşa ederek sağlam bir temel oluşturacak, Suudi Arabistan’ın GSYİH’sine yaklaşık 180 milyar dolar katkıda bulunacak ve 380 bin kişiye istihdam sağlayacak.

Proje tarafından yayınlanan belgeler, bilişsel The Line toplumlarının yüzde 100 yenilenebilir enerji kullanımının yanı sıra çevreyi koruma sorumluluğunun her düzeyde sürdürülebilir uygulamaları teşvik eden yasal yasa ve yönetmeliklerin ayrılmaz bir parçası olacağını açıkça ortaya koydu. Aynı şekilde özellikle yürümeyi teşvik etmek, yeni güzellik ve huzur ufukları oluşturmak için tasarlanan şehir, arabaları değil insan konforunu ve sağlığını önceliyor.

The Line, çok kullanımlı mahalleleri ile bilişsel topluluklarının sakinleri açısından hızlı ve kolay hareketlilik sağlayacak. Mahalle sakinlerinin ihtiyaçlarını karşılayan tüm tesislere kısa bir yürüme mesafesinde erişimi kolaylaştıracak. Bu mahalleler, aynı zamanda parklar, bahçeler, çevre ve sürdürülebilir gıda üretimi ile gelişecek.

Neom, 11 Ocak’ta projeyle ilgili yapılan çeşitli açıklamalarda da belirtildiği gibi ‘Önce İnsan’ ilkesine odaklanıyor. Açıklamalarda, The Line şehrinin temel noktasının ‘insan’ olduğu toplumların ilerlemesi yoluyla kentsel gelişim kavramını yeniden tanımlayacağı belirtildi. Bu durum, 150 yıldan daha uzun bir süredir ilk kez yaşam kalitesini artırıyor ve tıp merkezleri, okullar ve eğlence tesisleri de dahil olmak üzere tüm temel hizmet tesislerine erişimi sağlıyor. Ayrıca şehir, yeşil alanlara 5 dakikalık yürüme mesafesi olmasına odaklanıyor. Yüksek hızlı ulaşım çözümleri navigasyonu kolaylaştıracak.

Proje, inovasyonu teşvik eden iş ortamı ile sakinleri için olağanüstü bir yaşam kalitesine dayalı bir yaşama odaklanıyor.

The Line toplumları, insanlarla iletişim sürecini daha önce görülmemiş yeteneklerle donatılmalarına ve etkileşime girmelerine olanak tanıyacak bir şekilde yapay zeka tekniklerine dayalı olarak yönetilecek. Böylece konut sakinlerinin ve şirketlerin zamanından tasarruf edilecek.

Proje belgelerinde, toplumların kendi aralarında birbirlerine bağlı olacağı belirtildi. Verilerin yüzde 90’ı altyapı yeteneklerini geliştirmek için kullanılacak.

The Line şehri, dünya yaşamına yeni bir anlam veriyor ve gelecekteki şehirleri doğayla uyumlu hale getirmek için benzersiz bir yaklaşımı yansıtıyor. Karbon salınımı açısından olumlu bir gelecek sağlarken tamamen temiz enerjiye bağlı olması planlanıyor. Açıklamalarda ayrıca bilişsel The Line toplumlarındaki tüm eylemlerin, yapay zekanın ve robotik içerik de dahil dijital çerçevenin tutarlı bir şekilde birbirine bağlı olacağı kaydediliyor.

Yayınlanan belgelere göre bu durum sürekli büyümeye ve gelişmeye izin veren kolektif zeka platformunun ortaya çıkmasını sağlıyor. Ayrıca akıllı sistem, yalnızca etkileşimi değil, toplanan verilerin yüzde 90’ını da kullanarak analiz edebiliyor. Böylece bilişsel The Line toplumları, sakinlerinin bölgenin ve içerdiği sektörlerin kişiliğini yansıtacak bir şekilde kendi kendine yeterli olabilecek.

Suudi Arabistan, tamamlanması 2025’te öngörülen mega bir fütüristik şehrin inşaatına başlıyor. 500 milyar dolara mal olması planlanan ve “Neom” adı verilen bu tekno-şehirde robot nüfusunun insan nüfusundan fazla olacağı söyleniyor. Buna ek olarak uçan drone arabalar, Jurassic Park’ta olduğu gibi robot dinozorlar, yağmur yağdıran yapay bulutlar, hologram öğretmenler ve aydınlatma için gökyüzünde konumlanacak dev bir yapay Ay ile, Neom bilimkurgunun “demir çeliğe” bürüneceği bir şehir olacak gibi.

New York’un yaklaşık 33 katı büyüklüğünde olacağı duyurulan Neom şehri, Suudi Arabistan’ın kuzeybatısında Kızıl Deniz’e kıyısı olan Tebük bölgesinde inşa edilecek. Anlam itibariyle Yunanca “Neo” (Yeni) ve Arapça “Müstakbel” (Gelecek) kelimelerinin birleşimi, yani “Yeni Gelecek” demek olan Neom, çöl üzerinde 25.900 kilometrekarelik bir alanı kaplayacak.

Neom, Suudi toplumunu modernleştirme ve Suudi Arabistan ekonomisini petrole bağımlı kılmaktan kurtarmayı amaçlayan “2030 Vizyonu” adlı projenin bir parçası olarak kabul görmekte. Projenin liderliğini ise ismi Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın vahşice suikasta kurban gitmesine karışan veliaht prens Muhammed Bin Selman yürütüyor.

Bu cinayet gerçekleşmeden önce, uluslararası finans çevrelerini heyecanlandıran Neom projesi, olayların ardından yatırım bulmakta sıkıntı yaşamaya başlamış. Halbuki, şehrin inşaatı için kurulan aynı adlı şirket, 2017’de büyük beklentilerle dünyanın en büyük üç danışmanlık firması McKinsey & Co, Boston Consulting ve Oliver Wyman’dan yardım almıştı.

Neom, çölde kurulacak olmasına rağmen “bulut tohumlama” teknolojisiyle semalarında üretilecek yapay bulutlar sayesinde yağmur ve su sıkıntısı çekmeyecek. Eğitim alanında da uzaktan teknolojiler yardımıyla holografik görsellerin kullanılması düşünülmekte.

Turistlerin ilgisini çekeceği tahmin edilerek, Jurassic Park’ın robotik bir benzerinin de şehirde yer alması planlanıyor. Şehirde taksi olarak hizmet verecek uçan drone arabaların prototipleri ise Ekim 2017’de Riyad’da Neom kentini tanıtan bir sanayi fuarında sergilenmişti. Hatta geçtiğimiz yıl Çinli bir teknoloji firması, Dubai’de bu drone taksileri kullanıma açmıştı.

Geçtiğimiz yıllarda büyük ilgi gören yapay zeka robotu Sophia’ya, Suudi Arabistan tarafından vatandaşlık verilmesi o dönemde büyük ses getirmişti. Sophia’nın tanıtım toplantısında şakayla karışık bir şekilde, bilimkurgunun kötü robotlarının sesini taklit ederek sarf ettiği “İnsanlığı yok edeceğim,” sözünü unutmak mümkün mü?

İşte, Neom robot şehri projesi hız kazandığında, bu sözü komplo teorisyenleri de unutmamış ve çeşitli YouTube kanallarında Sophia’nın Arabistan vatandaşı olmasıyla bu projeyi bağdaştırarak, Neom kentinin insanlığın sonunu getireceğini ilan ediyorlar. Hatta, Matrix film serisiyle bağlantılı olarak çekilen animasyon filmi Animatrix’teki “İkinci Rönesans” adlı hikayeye de gönderme yapıyorlar. Animatrix’teki o hikayede, makine şehri “Zero One”ın (Sıfır Bir) nasıl kurulduğu anlatılıyordu. İlginç olan husus ise, Zero One kentinin de öyküde medeniyetin beşiği olarak bilinen Mezopotamya’da kurulması.

Komplo teorilerini bir kenara bırakacak olursak, Suudi Arabistan’daki bu teknolojik kıpırdanmayı nasıl yorumlamalıyız? Kadınların en temel insan haklarının dahi göz ardı edildiği bir ülkenin Sophia gibi kadın görünümlü yüksek yapay zeka sahibi bir robota vatandaşlık vermesinin anlamı nedir? Bütün bunlar, Arap edebiyatındaki başka gelişmelerle beraber düşünüldüğünde, karşımızda belki de doğum sancıları çeken bir “Arapfütürizm” akımını görmekteyiz.

2014’te Ahmet Saadawi, “Frankenstein Bağdat’ta” adlı bilimkurgu romanıyla Arap dünyasının en saygın edebiyat ödülü olan IPAF’ı kazanmıştı. Türkçe’ye de çevrilen, 2001’de ABD’nin Irak’ı işgali sonrasını anlatan bu yeniden anlatımda, Mary Shelley’in orijinal eserindeki canavar bu sefer etnik ve dinsel şiddet sonucu ölen insanların vücut parçalarından yaratılıyordu.Filistinli yazar İbrahim Nasrallah ise “The Second War of the Dog” (Köpeğin İkinci Savaşı) adlı distopik romanıyla 2018’de aynı ödülü kazandı. Bu iki eserin de ortak noktası, bilimkurgunun sıklıkla yaptığı üzere günümüz gerçekliğinin sosyolojik ve politik unsurlarını abartılı bir alternatif gelecek gerçekliğinde yeniden kurması ve bunu Arap Orta doğu semantik evreni içinde işlemeleri.

Henüz literatürde bir “Afrofütürizm” kadar kabul görmese de, Sophia’nın bir Arap ülkesinin vatandaşı olması, Neom gibi trilyon dolara yakın öngörülen maliyetiyle Arap çöllerinde bir robot kentin inşaatı ve Arap edebiyatındaki güncel nitelikli bilimkurgu ürünleri, böyle bir sanat akımının zamanla güçleneceği konusunda fikir vermekte.

Zaten şimdiden, henüz akademik boyutta olmasa da internet forumlarında ve bloglarda Afrofütürizm ile karşılaştırmalı olarak “Arapfütürizm” tartışmaları yapılmakta.Bu tartışmalar, esin kaynağını Orta doğu kültürlerinden alan, Herbert’in efsanevi bilimkurgu romanı Dune’un, Arrival ve Blade Runner 2049’un yönetmeni Denis Villeneuve eliyle yeni sinema çekiminin vizyona girmesiyle daha da hızlanabilir.

Neom'un Kimin İçin Olduğu Hakkında Büyük Sorular Var.

Kızıldeniz kıyısı ile dağlık Ürdün sınırı arasındaki ıssız arazi, bir mini devlet inşa etmek için mükemmel bir boş tuval gibi görünebilirdi. Ancak, zaten orada yaşayan insanlar var - eski ve geleneksel olarak göçebe Bedevi Huwaitat kabilesinin üyeleri. Proje, bu az gelişmiş bölgede istihdam yaratmayı ve zenginlik yaratmayı vaat ediyor, ancak şimdiye kadar yerel halk herhangi bir fayda görmedi.

İnsan hakları savunucuları, mega kenti inşa etmek için iki kasabanın temizlendiğini ve 20.000 Huwaitat üyesinin yeterli tazminat olmaksızın zorla uzaklaştırıldığını söylüyor. Democracy for the Arab World Now'ın yönetici direktörü Sarah Lea Whitson, "Yerli nüfusu zorla yerinden etme çabaları, uluslararası insan hakları hukukunun her normunu ve kuralını ihlal eden bir çabadır" diyor.

Suudi Kabilesi, Veliaht Prensin Teknoloji Şehri Planlarına Meydan Okuyor

Hatta bir adam öldürüldü. Nisan 2020'de Abdulrahim al-Huwaiti, Tebük'teki evinden tahliye edilmeyi reddetti ve çevrimiçi videolar yayınlamaya başladı. Günler sonra, olacağını tahmin ettiği gibi, Suudi güvenlik güçleri tarafından vuruldu.

Suudi elçiliğinin Washington DC'deki sözcüsü Fahad Nazer, Huwaitat'ın zorla çıkarılması iddialarına karşı çıkıyor, ancak Bay al-Huwaiti'nin öldürülmesine itiraz etmese de, bunu "küçük bir olay" olarak nitelendirdi.