Geleceğin kentlerinde araçlarla olan ilişkimizin değişmesi, özel araç kullanımının azalıp istek üzerine çalışan sürücüsüz araçların yaygınlaşması öngörülüyor. Böylece karbon salımlarının da azalacağı ve daha sürdürülebilir bir şekilde yaşayacağımız tahmin ediliyor.
Sürücüsüz araçların aynı zamanda seyahat etmeyi daha güvenilir bir hale getirebileceği düşünülüyor.
Dünya Sağlık Örgütü (WHO), her yıl trafik kazalarında 1,3 milyondan fazla kişinin hayatını kaybettiğini söylüyor.

İngiltere’de Ulaşım Araştırmaları Laboratuvarı’nda (TRL) Otomatik Ulaşım Bölümü Yöneticisi Camilla Fowler, “Daha güvenli yollar ve trafikte daha az sayıda ölüm istiyoruz. Otomasyonun bunu sağlaması mümkün” diyor.
Ancak sürücüsüz araçların yaygın bir şekilde kullanılması için henüz değişmesi gereken çok şey var.
TRL’de Güvenlik ve İncelemeler Bölümü’nde çalışan bilim insanı David Hynd, “Sürücüsüz araçlar, A noktasından B noktasına çok sakin bir şekilde gidebilmemizi sağlamalı. Ancak o sırada trafikteki diğer sürücüler aynı şekilde davranmayabilir. Sürücüsüz araçlar henüz insanların sürüş hızlarıyla ve kurallara aykırı davranmasıyla nasıl baş edeceğini bilmiyor” diyor.
Güvenlik sorununun yanı sıra kamuoyundaki algı, sigorta şirketlerinin rolü ve şehirlerin altyapısı gibi konular da sürücüsüz araçların daha yaygın bir şekilde kullanılmasını şimdilik engelliyor. Peki önümüzdeki 10 yıl içinde bu teknolojide ne tür değişiklikler bekleniyor?

Öncelik güvenlik sorunu
Sürücüsüz araçların gündelik hayatın bir parçası haline gelmesi için ilk olarak güvenlik sorunun çözülmesi gerekiyor.
Sürücüsüz araçların karmaşık ve hiç beklenmedik olayların yaşanabileceği yollarda güvenli bir şekilde seyahat edebilmesini sağlamak, uzmanların önümüzdeki yıllarda çözmeye çalışacağı ilk şey.
Michigan Üniversitesi’ndeki Mcity Tesisi’nde çalışan uzmanlar otomatik araçların sürüş kapasitesini denemek için dünyanın ilk test alanını kurdu.
65 bin metrekarelik bu alan aslında ufak bir kasaba gibi. İçinde trafik sinyalleri ve işaretleri, alt geçitler, bina yüzleri ve bitkiler bulunuyor. Araçların sürüşünü test etmek içinse toprak ve asfalt yol ile kaldırım çeşitleri ve tren yayları yer alıyor. Tesiste bir şehrin sokaklarında normal bir günde yaşanabilecek çeşitli zorlu senaryolar deneniyor. Örneğin bir grup çocuğun sokakta oynaması veya iki aracın bir kavşakta karşı karşıya gelmesi gibi.
Michigan Üniversitesi’nde Elektrik ve Bilgisayar Mühendisi Necmiye Özay, “Sürücüsüz araçları en doğru şekilde test etmek için karşılarına yüzlerce değişken koymak gerekiyor” diyor ve sözlerine devam ediyor:
“Bu değişkenleri tespit etmek için yalnızca mühendislerle değil, psikologlar ve insan-makine ilişkisi üzerine çalışan uzmanlarla da çalışıyoruz ve onları bir araya getiriyoruz.”

Mcity Deneme Tesisi’nde Özay ve ekibi çeşitli trafik senaryolarını test ederken otomatik araçların güvenli bir şekilde ve herhangi bir kişisel veri çalınmadan birbiriyle nasıl iletişim kurduğunu da araştırıyor.
Özay’ın çalışmasına benzer başka araştırmalar da yapılıyor.
ABD’nin Arizona eyaletinde yürütülen bir araştırma kapsamında sürücüsüz taksiler şehrin ufak bir bölümünde çalışır durumda ve araştırmaya katılanlar tarafından bir mobil uygulama aracılığıyla talep edilebiliyor. Önümüzdeki iki yıl içinde bu taksilerin sayısının ve çalışma alanının genişletilmesi planlanıyor.
ABD merkezli, sürücüsüz araç teknolojisini geliştirmek için kurulan Waymo adlı bir diğer şirketin 2023 yılına kadar sürücüsüz taksileri San Fransisco ve New York’un bazı bölümlerinde kullanıma sokacağı öngörülüyor.
Çin teknoloji devi Alibaba tarafından kurulan AutoX şirketi ise 2020 yılında Şanghay’da sürücüsüz taksi servisi RoboTaxi’yi başlattı. Şirketin 2023’e kadar Çin’in diğer şehirlerinde ve California’da da faaliyet göstermesi bekleniyor.
Sürücüsüz araç teknolojileri şimdilik maden tesisleri, büyük depolar ve limanlar gibi daha kontrollü alanlarda kullanılıyor.
Ancak uzmanlar, önümüzdeki iki yıl içinde bu araçların teslimat sektörüne de yayılması ve böylece şehir hayatına karışmasını bekliyor.
Yorumlar (0)
İlk yorumu siz yazın.